Ana sayfa Basın Bültenleri Kırsalın ve Köyün 9 Yılı Boşa Geçti. Sonunda Başladığımız Yerdeyiz.

Kırsalın ve Köyün 9 Yılı Boşa Geçti. Sonunda Başladığımız Yerdeyiz.

2012 tarihli Büyükşehir Yasası ile Türkiye’nin tarımı ve kırsal yapısına dair çok temel bir değişiklik ilan edilmişti. 30 büyükşehirdeki 16 binden fazla köy ve binden fazla belde bir gecede mahalleye dönüşmüş, köylü nüfus “şehirli” olmuştu. Yani Türkiye’nin 2012’de 17 milyon olan köylü nüfusu, bir anda 6,6 milyona düşmüş, 

Basit bir cümleye sığan bu değişiklik ile tarıma geri dönülmez bir zarar oluşmuştu. Köylere ait taşınmaz mallar belediyelere devredilmiş, tarımsal üreticilere tanınan çeşitli muafiyetler ortadan kalkmış, belediye hizmetleri aksamış, yetki karmaşası yaşanmış, özellikle hayvancılık ağır yara almıştı. Yasanın seçim dinamiklerine ve köyden kente göç ile birlikte kırsalın boşalmasına etkileri ise bir o kadar önemli bir tartışma konusu…. Gelinen nokta en son 2020’de Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli tarafından dile getirilmişti: 

“Büyükşehir yasası, maalesef tarıma zarar verdi.”

Daha yasanın tartışıldığı günlerde başlayan itirazları, önerileri dinlemeyen iktidar, 2020 sonlarında bu kez torba yasayla isteyen mahallelerin “kırsal mahalle” olabileceğini ilan etti. Ve nihayet 15 Nisan’da “Kırsal Mahalle ve Kırsal Yerleşik Alan Yönetmeliği” yürürlüğe girdi. Yönetmeliğe göre mahalleler ilçe belediyelerine kırsal mahalle veya kırsal yerleşik alan olmak için başvurabilecek, çeşitli muafiyetler elde edebilecek. Ancak belki de en önemli konuya yani köylere ait olan ancak belediyelere devredilen taşınmazlara dair açıklama yapılmadı. 

Yaklaşık 10 yıl sonra bugün başladığımız yere dönmek üzereyiz, üstelik yasanın düzeltilmesi gereken pek çok olumsuz sonuçlarıyla birlikte. Gerçekten tarımı ve üretimi önceliklendiren yeşil ve kalıcı politikalar olmadan maalesef ki ülkenin en kırılgan kesimlerinden birini üreticiler ve kırsal nüfus oluşturmaya devam edecek. Çünkü mevcut üretim düzeninde ve politika mantığında çiftçiler ve kırsal topluluklar emeklerinin karşılığını alamıyor, göç etmek zorunda kalıyorlar. 

Yeşiller Partisi olarak biz, endüstriyel tarım ve hayvancılığı destekleyen yanlış tarım politikaları ve büyük kısmı ithal edilen girdi fiyatlarının sürekli artması sonucunda küçük üretici üretim yapamaz hale geldiğini görüyor ve bu çerçevede adımlar öneriyoruz. En hızlı şekilde tarafların yorumlarına ve katılımına açık, doğayı ve üretici refahını önceliklendiren, onarıcı tarıma adil bir geçiş öneren politikalar için acil çağrıda bulunuyoruz.