Ana sayfa Basın Bültenleri Eşit Yaşam İçin Taleplerimizin Takipçisiyiz

Eşit Yaşam İçin Taleplerimizin Takipçisiyiz

Geçtiğimiz 8 Mart sonrası büyüyen salgınla birlikte “hayatı eve sığan” kadınlar, zaten görünmez olan ev içi emeklerinin daha da artmasıyla iklim krizi ve Covid-19 krizi başta olmak üzere içinde bulunduğumuz “krizler çağı”nın etkisini en fazla hissedenler oldu. Artan eviçi şiddet ve erkek terörü de “ev”in kadınlar için güvenli bir “sığınak” olmadığını tekrar gösterdi. Şubat 2020’den bu yana, erkekler en az 318 kadını öldürdü. “En az” diyoruz çünkü bunlar medyaya yansıdığı için kaydını tutabildiklerimiz… Bugün Türkiye’nin en yakıcı sorunlarından biri olan kadın cinayetleriyle ilgili bağımsız ve güvenilir bir veri toplama sistemi halen yok!  

Hayatı eve sığdıramayan işçi kadınların yaşadıkları da farklı olmadı. Salgına karşı işyerlerindeki yetersiz önlemler ve uzun çalışma saatleri nedeniyle hak ihlalleri yaşanmaya devam etti. Haklarını arayan kadınlar, sendika üyesi olmaları gerekçe gösterilip yasak olmasına rağmen ücretsiz izne çıkarıldı; işlerinden oldu. “Kod 29” ile “ahlak ve iyiniyet” gibi hukuki olarak muğlak tanımlar üzerinden, işverenlerin keyfî işten çıkarmalarına kapı açıldı; mobbing’e yol açan düzenlemelerle işyerlerinde kadınların üzerindeki baskı iyiden iyiye arttı. Çalışan ve çalışmayan tüm kadınların ekonomik gücü azaldı ve zaman yoksulluğu derinleşti.

6284 Sayılı Kanun ve İstanbul Sözleşmesi’nin gereği olarak cinsiyetine ve cinselliğine dayalı ayrımcılık yapmadan tüm yurttaşları için eşit yaşam haklarını sağlamakla yükümlü olan devlet, adalet arayan anneleri gözaltına alırken şiddete maruz kalan kadınları korumaya çalışan bireyleri hapse atarak cezalandırdı; kadın katillerini aklayarak, cezasız bırakarak, cezalarında indirime giderek, şüpheli ölümleri münferitleştirerek erkek şiddetini ödüllendirdi. Trans/natrans kadınlara ve çocuklara yönelik şiddetle mücadele için “altın standart” kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’ni, aile yapısını korumayı, dinî ve ahlaki değerleri bahane ederek kaldırmak üzere kara propagandasına da devam ediyor. LGBTİQ+’ların ve Trans+’ların bayraklarını da varlıklarını da kamusal alanlardan uzaklaştırıyor; hak savunucusu ve aktivistleri şiddet ve işkencelerle gözaltına alıyor, kriminalize ederek hedef gösteriyor. 

Bizler; kendilerini aileleriyle değil kendi yaşantısıyla onurlandıran, yerini ev değil dünya belleyen, patriyarkanın kontrolünden çıkmış, heteronormatif kalıplardan taşmış, ihtiyaç duyulana hizmet ederek değil, gönlünün istediğini yaratarak var olmaya çalışan; yaşamın merkezine iktidarı değil yaşamın kendisini koyan; neslimizin geleceğinin üreme üzerinden değil, bugün ve yarın barış içinde bir yaşamın koşullarını oluşturarak garanti altına alınabileceğini düşünenler… 

Bizler; Yeşiller Partisi içindeki ekolojist kadınlar, feminist kadınlar, aktivist kadınlar, işçi kadınlar, emekçi kadınlar, seks işçisi kadınlar, Alevi kadınlar, Kürt kadınlar, Ezidi kadınlar, Ermeni kadınlar, Yahudi kadınlar, Roman kadınlar, göçmen kadınlar, Müslüman kadınlar, sağcı kadınlar, solcu kadınlar, seks pozitif kadınlar, pipili kadınlar, non-binary’ler, trans kadınlar, translık deneyimi olanlar…

Siyasi taleplerimizin takipçisiyiz! 

Eşit yurttaşlık ve insan haklarımızı haykırmak için isyanımızla, biricikliğimizle ve tüm renklerimizle bu 8 Mart’ta da sokaklarda, alanlardayız!