Çrş16012019

Son güncellemeÇrş, 12 Ara 2012 2pm

Etkinlikler

Ekolojik Anayasa Konferansı, Açılış Konuşması Yüksel Selek

 İstanbul'da gerçekleşen Ekolojik Anayasa Konferansının açılış konuşmasını Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Yüksel Selek yapmıştır. Açıklamanın tam metni şöyledir:

Değerli Katılımcılar, sizleri Ekolojik Anayasa Girişimi adına saygıyla selamlıyorum.

Hoş Geldiniz!  İstanbul dışından, uzun yollardan gelen dostlar; Mayıs ortasında bir İstanbul Pazarını feda edip bu çalışmaya katılmayı görev bilen dostlar, hepiniz hoş geldiniz!

Gerçekten de bugün bizi burada bir araya getiren önemli nedenler var. Türkiye iki önemli tarihsel değişim sürecinin kesiştiği bir yere sıkışmış durumda. Buna çifte kriz de diyebiliriz.  Dünyanın içinde bulunduğu ekolojik krizden etkilenen ve onu etkileyen Türkiye, aynı zamanda bir rejim bunalımını da aşmaya çalışıyor. 

Ne ki, tarih bize bu çifte bunalımla baş etmeyi kolaylaştıracak bir fırsat, bir araç sunuyor. Eğer değerlendirebilirsek bu aracın, Sivil Anayasa Hareketi olduğunu düşünüyorum. Bu hareket başarıya ulaşır, sivil, demokratik, özgürlükçü, ekolojik ve sosyal bir anayasayı toplumsal uzlaşı ile yapabilirsek, Türkiye’nin en yakıcı sorunu olan Kürt sorununu çözüme kavuşacak ve ekonomik büyüme adına ülkemiz doğasına ve halkın yaşam alanlarına yönelik vahşi saldırıyı geriletmek mümkün olacaktır.  

Bu umut ışığını parlatan güzel gelişmelerden biri,  yeni anayasanın yapımına katılma konusunda toplumun her kesiminde oluşan heyecan ve örgütlülükse,  diğeri de, suyunu havasını, toprağını tohumunu, ağacını ormanını, yaşam alanlarını korumak üzere Türkiye’nin her bölgesinden, on noktadan yola çıkarak, 40 gün 40 gece yol alıp taleplerini Ankara’ya taşıyan halkın  “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” uzun yürüyüşüdür. 

***

Evet, Değerli Konuklar, doğa ile uyum içinde yaşamanın yollarını bulmak zorundayız.  Gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuz gereği, benden sonra tufan zihniyetiyle devam edemeyiz.  Ekolojik kriz dediğimiz durum, basitçe söylersek yaşamın sürdürülebilirliği adına, doğanın küresel başkaldırısıdır.

Son birkaç on yıl öncesine kadar gelişmenin tek ölçütü sayılan sanayileşmeci -ilerlemeci uygarlığın, egemen olmakla öğündüğü, sınırsız ve sonsuz kaynak olarak görüp sömürdüğü Doğa’nın başkaldırısı!  Onun kendinde bir varlık olmaktan öte, kendisi için bir varlık, bir özne olduğunu acı bir şekilde idrak etmeye başladık. Onu analitik yöntemlerle parçalara ayırarak, insanın dışında bir varlıkmış gibi nesneleştirip kullanmanın bedelini acı acı ödüyoruz.

Şimdi artık, geri dönülmez noktaya doğru bu gidiş, nasıl durdurulabilir, ona verdiğimiz zararlar nasıl telafi edilebilir, arayışı içindeyiz.  Geç de olsa insanın, “Doğa/Yeryüzü” adını verdiğimiz bütünlüklü sistemin ve onun yaşam döngülerinin bir parçası olduğunu fark etmiş bulunuyoruz.

Bu nedenle, doğaya ve onun eko-sistemlerine verilen zararın aynı zamanda insana da verilmiş olduğunu, doğanın, kendisine verilen zararı insana, er geç ödeteceğine tanık olmaya başladık.

Doğanın, yaşamsal döngülerini ve süreçlerini insan tarafından bozulmadan devam ettirme ve biyolojik kapasitesini yeniden oluşturma; kendi kimliğini ve bütünlüğünü, ilişkide olduğu diğer varlıklarla birlikte sürdürme hakkını nasıl garanti altına alabiliriz, sorusunun yanıtlarını arıyoruz.

Bir taraftan uluslararası toplantılar yapılıyor, bildirgeler yayımlanıyor, konvansiyonlar oluşturuluyor. Diğer yandan doğal dengeleri görmezden gelen sanayi yatırımları, ekonomik büyüme, kalkınma yarışları, tüketim çılgınlığı son hızla devam ediyor.

Bazı devletler hala egemenlik haklarını kullanırken, çevre sorunlarının ve kirliliğinin, ulusal sınırlarla sınırlı olmadığını,  küresel bir anlayışın zorunlu olduğunu anlamamış görünüyorlar. Çernobil’den, Fukuşima’dan ders almıyorlar, öğrenmiyorlar. İşlerine gelmiyor aslında. Vicdanları körelmiş!

Ancak bu böyle gitmeyecek; tabiat ana iradesini ortaya koyuyor, hakları için başkaldırıyor. Bize düşen görev, onu bir hak öznesi olarak tanıyıp haklarını, tıpkı insan hakları gibi, dokunulmaz, devredilmez, var olmaktan kaynaklanan haklar olarak güvenceye almak için ANAYASALARA yazdırmaktır.

Yeryüzünde yaşamın sürdürülebilir olmasından daha kutsal bir şey olamaz. Evet, Doğa kutsaldır! Gerçekten de, tek tanrılı dinler tarafından gökyüzüne çıkartılmadan önce insanın tanrısı doğa değil miydi?

Değerli katılımcılar, Ekolojik Anayasa Girişimi işte böylesine önemli, tarihsel bir görevin yerine getirilmesi amacıyla, büyük bir değişime Türkiye’de ilk hareketi kazandırmak için yola çıktı. Yeşiller Partisinin çağrısıyla, 19 Şubat 2011’de Yeşil Ev’de bir araya gelen akademisyen, politikacı, yazar,  hukukçu, uzman kişiler Çalıştayı Sonuç Bildirgesiyle 14 Mart 2011’de kamuoyuna bir çağrı yaptılar. Ardından, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Muğla, Bursa, Tekirdağ ve İstanbul’da Ekolojik Anayasa’nın tartışmaya açıldığı bir dizi toplantı daha yapıldı. Bugün burada bu tartışmaların ana fikirlerini de sizlerle paylaşacağız. 

Girişimin sekreteryasını üstlenen Yeşiller Partisi, değerli katkılarınız ve onayınızdan sonra, bu Konferansın Sonuç Bildirgesini,  en geniş kamuoyu ile paylaşma görevini sürdürecektir. Tüm katılımcı dostlarımızdan da, kişisel ve örgütsel imkânlarını kullanarak Bildirgemizin (belki de, Doğanın Hakları Manifestosu diyebiliriz adına) Yeni Anayasa yapım sürecine mal edilmesi için katkı beklediğimizi de söylemeliyim.

Her biri kendi konularının uzmanı konuşmacılarımıza ve tüm konuklarımıza katkıları için şimdiden teşekkür ediyoruz.  Ekoloji ve çevre konularındaki yüksek duyarlılığıyla bu toplantıların yapılmasına katkı veren,  Heinrich Böll Vakfı’na ayrıca teşekkürü görev sayıyorum.

Sivil, demokratik, özgürlükçü, ekolojik ve sosyal yeni Anayasamızı hep birlikte yapmak dileğiyle hepinize saygılar sunuyorum.  

Yüksel SELEK

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü